İflas erteleme, iş dünyasının en önemli gündem maddelerinden biri. Sayısı son iki yılda adeta patlayan iflas erteleme davalarından, ne finans kuruluşlarının ne de başvuruyu yapan şirketlerin mutlu olduğunu söylemek mümkün değil. Galatasaray Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hakan Üzeltürk, davalarda bir uzmanlar kurulunun veya denetim şirketlerinin devreye alınması gerektiğim söylüyor.

Son dönemde iş dünyası da finans sektörü de ‘iflas erteleme’ kararlarından, şirketlerin hızlıca bu yola başvurmalarından şikayetçi. Bu yöntemi kullanan şirket sayısındaki sayısal artış, bankacıları zorluyor. Ticaret Sicil Gazetesi’nin verilerine göre, 2013’te iflas erteleme isteyen şirket sayısı 339 iken, bu rakam 2014’te 268’e düştü. Ancak geçen yıl hızlı bir yükselişle 492’ye çıktı. Yılın ilk çeyreğinde ise bu sayı 184. Üstelik iflas erteleme isteyen şirketler arasına, Beğendik, Real gibi büyük şirketleri de kapsayacak şekilde sürekli yenileri katılıyor. Bir bankacı, “Bu yola başvurarak şirketler kurtulma yolunu da kapatıyor” diyor.

Benzer eleştiriler konuya hakim akademik çevrelerden de geliyor. Galatasaray ve Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hakan Üzeltürk de bu çevreden birisi. Uygulamada ciddi sorunlar olduğunu dile getiren Üzeltürk, “Bu mekanizmanın gözden geçirilmeye ve iyileştirilme¬ye ihtiyacı var” diyor. Üzeltürk saptamalarını ve önerilerini paylaştı.

İflas ertelemelerinden dolayı çok eleştiriler var. Sorun yasalardaki eksikliklerde mi, karar veren yargıçlarda mı?
Genel olarak uygulamada çok ciddi problemlerimiz var. İflas ertelemesi¬ne başvuran şirketler ekonomik olarak sıkıntı yaşayan kuruluşlar. Bu konuma gelen bazı şirketler, bu durumdan kurtulmak için çabalıyor. Ama hiç çabalamayan, bunu bir fırsat olarak görüp, iflas ertelemeyi kötüye kullanıp, alacaklılarına ödeme yapmayanlar da var. Bir süre sonra da zaten şirketin içini boşal¬tacak düzenlemeler yapıyorlar. Bir kısmı kendini borçlu gösteriyor. Olmayan borçlan varmış gibi borç yaratıyorlar. Yeni şirketler kurup sonra da bu borçlan tahsis etmiş gibi gösteriyorlar. Sonuçta iflas kaçınılmaz oluyor. İflas ertelemeyi zorlayıcı bir etken de bankalar veya kredi veren kuruluşların durumu. Çünkü ekonomi kötüleşiyor, birden bire kredileri geri çağırmaya başlıyorlar. Orada da ödeyen var, ödemeyen var, geciken var. Niye geciktiğini de sormak lazım. Böyle olunca da olay kısır döngüye giriyor.

Bu noktada hukuk ne diyor?

Üçüncü önemli nokta hukuk kısmı. Burada iflas ertelemesine gidebilmek için şirket zor durumdadır ama nefes alma fırsatı vermek için de örneğin altı ay süre verilmeli. O zaman şirket kendine gelecek ve borçlarını ödeyerek kurtulacaktır belki. Ancak bunun uygulaması kötü. Yoksa mevzuatta kötü bir şey yok. İflas kanununda da, ticaret kanu¬nunda da gereken düzenlemeler yapılmış durumda ama iyi niyetliler için yapılmış durumda. Bugün bakıyorsunuz şirketler türlü türlü numaralar çevirebi¬liyorlar. Mesela bazı mahkemeler daha kolay karar veriyor diye şirket merkezleri başka illere alınıyor. Bir günde ka¬ran çıkanlar da var. Bu kararlar tabii ki güveni zedeliyor. Birisi bir günde bu kararı alırken, öbür firmalar aylarca bekleyebiliyor.

Sizce doğrusu nedir? Kısa sürede karar almak mıdır, beklemek midir?

Doğrusu beklemek. Çünkü mahke¬me inceleyecek. Bir numara yapıyor mu, yoksa şirket gerçekten zor durumda mı? Biz bunları bilmek zorundayız. Hukuka uygun davranmak istiyorsak, bunun araştırmasını yapmak zorundayız. İflas ertelemesi ile ilgili ödeme planına veya kurtulma planına bakacaksınız. Gerekirse inceleme yapacaksınız. Bunlar doğru sonuçlar verirse, o zaman iflas ertelemeye gideceksiniz. Sonuçlan da önemli. Çünkü şirket hiç kimseye borç ödemeyecek, ne özel sektöre ne de devlete…

Orada da kayyım atanıyor. Patronun yönetemediği bir şirketi, hiç tanımayan birisinin gelip doğru yöneteceğinin garantisi var mı?

Hayır, hiçbir garantisi yok. Zaten onların da ne şekilde seçildiği, atandığı bir muamma. Bu işin okulu, uzmanlığı falan olması gerekiyor. Çünkü şirket yönetimi basit bir şey değil. Devasa şirketler var. İflas ertelemeye başvurmuş yüzlerce şirket var. Bir kısmı da piyasa¬da çok tanınmış şirketler. Bir heyet teşkil edersiniz, bu heyet gelir, her şeyle ilgilenebilir. Bu heyet nasıl oluşturulabilir? Belki daha ciddi olarak bu işleri yapan şirketler oluşturulabilir veya bu işleri yapan uzmanlar topluluğu olabilir. Ama bir kişi geliyor, gönlüne göre karar veriyor. Belki de ‘kayyım’ olarak bu işi çok ciddi benimseyenler de olabilir ama insanlar arasında çok şüphe var. Bu nedenle kayyumların da bu işi çok layıkıyla yerine getirdiğini söylemek çok mümkün değil.

Bunun yolu işin ehli bir grup oluşturup yönetimi onlara mı vermektir?

İşin ehline vermek gerekiyor. Burada iki boyut önemli. Birincisi, mah¬kemelerin bu konuyu çok iyi incelemeleri lazım. Bazı örnekler var, inanılmaz. Yılbaşında bakıyorsunuz dönem sonu rakamları çok çok iyi, iki üç ay sonra şirket iflas ertelemeye başvuru¬yor. Bir anda şirket batmış gibi oluyor. Şirket kurtulur mu kurtulmaz mı, bir proje hazırlıyorlar. Bunu mahkemeye sunuyorlar. “Biz krizden bununla çı¬kacağız” diyorlar. Mahkemenin de bu¬nu gerçekten değerlendirecek, anlayacak düzeyde olması gerekiyor. Bu¬nun uzmanlar kurulu diye bir heyet kurulup incelenmesi veya sadece bu işleri bünyesinde bulunan uzmanlarla inceleyen, devlet çerçevesinde bir şirket tarafından değerlendirilmesi gere¬kiyor. Bu konuda denetim şirketlerinden yararlanılabilir.

Herkesin kendine göre bir sorumluluğu var. Sizce bu düğüm nasıl çözülür?

Her zaman olduğu gibi düğümü devlet çözecek. Bir kere, iyi uygulama yapılmasını sağlayacak. Arada kontrol mekanizmaları kuracak. Bu şirketlerin diğer kanunlardan doğan, vergi, icra iflas mevzuatına ilişkin denetimlerini doğru yapacak. Bankalar bakımından da onlar da kendi takibatları bakımın¬da doğru yolu bulacaklar. Ama her za¬man sorumlu devlettir. Diğerleri mün¬ferit taraflar. Bunları birleştirici olan her zaman devlettir.

Devlet derken kimi kastediyorsunuz?

Burada birkaç kurum var aslında. Tek bir bakanlık olmayacak. Adalet, Maliye, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı. Sanırım başbakanlık bünyesinde olması çok daha doğru olur. Bu yüzden hükümet diyorum. Sivil toplum örgütleri zaman zaman bazı çözüm önerilerinde bulunuyorlar. Belki uygulamada problemleri çözmek üzere bu tür geniş katılımlı bir toplantı yapmak lazım. Toplantıda herkesin derdini dinleyip, hızlı bir şekilde nasıl bir çözüm yapılacaksa, oturup kısa sürede bunu uygulamaya geçirmek lazım.

“ŞİRKETİN NASIL ZORA DÜŞTÜĞÜ SORGULANMALI”

Burada makul bir dönem olabilir mi sizce? Ne alacaklıyı mağdur edecek ne de ötekinin boğulmasına yol açacak?
İflas erteleme ile ilgili mahkemeye başvurduğunuzda mahkeme “üç ay inceleyeceğim” diye bir süreç getirirse, şirket o süreçte nefes alabilir. Ama her şirketin nefes payının farklı olduğunu unutmamak gerekiyor. Kısa dönem gelirleri fazla ise kısa dönem iyi olabilir ama uzun dönem geliri fazla ise o dönemi uzatmanın da mümkün olduğunu düşünüyorum. Bu denetimi iyi yapmak lazım. Şirket iki ayda sıkıntıya giriyorsa bunun mutlaka sorgulanması gerekiyor. Bu sorgulamayı şirketin kendi hissedarları gibi devlet kurumları da yapmalı. Bir şirket kısa sürede nasıl bu hale geliyor? Ama bu da sorulmuyor maalesef. Şu anda o kısım eksik. Buraya bir sorgulama mekanizması getirilmeli. Bununla ilgili hukuk sistemimizde mekanizmalar var ama uygulamada bunları harekete geçirip denetimini yapmak lazım.

Haberin Kaynağı

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.