İflas Ertelemesi: Uygulamada Yaşanan Sorunlar ve Çözüm Önerileri

Murat Güçlü

Öz
İflâs ertelenmesi kurumu İcra ve İflâs Kanunu’nun sermaye şirketleri ve kooperatifler tarafından
talep edilebileceği gibi şirket alacaklılarına da (örn. İşcilere de) iflâsın ertelenmesini talep hakkı
tanınmıştır. Söz konusu kurum ile mali durumu bozulmuş, borca batık duruma düşmüş olan bir
sermaye şirketi veya kooperatifin iflâstan korunarak ticari faaliyetine devam edebilmesine olanak
sağlanmaktadır. iflâs ertelemesi kararının verilebilmesi için; talepte bulunmaya yetkili kişiler, mali
durumun iyileştirilmesi kavramı ve iyileştirme tedbirleri bu süreçte önemli kavramlardır. Diğer taraftan
bu çalışmada temel olarak hukukun sağladığı bu olanaktan yararlanırken uygulamada yaşanan
sorunlar ile bunlara ilişkin çözüm yollarının yeniden ele alınması gerekliliği izah edilmeye çalışılmıştır.
Anahtar Kelimeler: İcra ve İflâs Kanunu, İflâs Erteleme, Sermaye Şirketleri, Mahkeme.
JEL Sınıflaması: G20, K20.
Postponement of Bankruptcy: Problems and Solutıons
Abstract
Postponement of bankruptcy may be demanded by corporations and cooperatives as well as
creditors of firms (eg. employees) according to Bankruptcy Law Enforcement. This opportunity enables
firm to continue its business life while it gets out having bad financial positions and being deep in debt.
In order to give the postponement of bankruptcy, a few notions are taken into consideration in this
article: Authorized agents, improvement project, and improvement sanctions. On the other hand, this
essay embraces problems in the practice and solution of them while it explains this legal opportunity
basically.
Keywords: Enforcement and Bankruptcy Law, Postponement of Bankruptcy, Companies and
Cooperatives, Court
JEL Classification: G20, K20.
1.Giriş

İflâsın ertelenmesi kurumu İcra ve İflâs Hukuku içerisinde yer almakta olup
hukukumuza 2003 yılında girmiş, 2004 yılındaki 5092 sayılı Kanun ile de nihai halini almıştır.
İflâs ertelemesi, borca batık durumda olan sermaye şirketlerinin ve kooperatiflerin iflâslarına
karar verilerek ekonomik hayattan tamamen yok olmaları yerine, hem alacaklıların hem de
borçlu şirketin yararına olacak şekilde bu şirketlerin ekonomik hayata kazandırılmalarına
olanak sağlamayı amaçlamakta olup İcra ve İflâs Kanunu (İİK)’nun 179 ve devam eden
maddelerinde hayata geçirilmiştir. Mevzuatımızda iflâsın ertelenmesi müessesesine ilişkin
temel düzenlemelere, İİK’nun 179’uncu maddelerinde yer verilir iken 6102 sayılı TTK’nun ise
376 ve 377’inci maddelerinde yer verilmektedir.
Konkordato ve uzlaşma yolu ile yeniden yapılandırma; mali durumu bozulmuş olan
şirketlerin maddi hukuk ilişkileri üzerinde etkili olan ve iyileştirme yöntemlerinin veya
tedbirlerinin uygulanabilmesine ortam sağlayan geçici bir koruma niteliği arz ederken, iflâs
erteleme müessesesi şirketlerin maddi hukuk ilişkilerinden ziyade, takip hukuku ilişkileri
üzerinde etkilidir. Yalnızca tedbir mahiyetinde olup, maddi hukuktan kaynaklanan haklara
sirayet etmemektedir. İflâsın ertelenmesi, bir yandan sermaye şirketlerinin içişlerine ve
dolayısıyla mali durumuna yabancı olan alacaklıların şirket tarafından yapılan borca batıklık
bildirimi üzerine beklenmedik bir anda ortaya çıkan iflâs sebebiyle uğrayabilecekleri zararlara
karşı korunması, diğer yandan mali durumunun düzelmesi imkânı bulunan bir sermaye
şirketinin iflâstan kurtularak varlığını sürdürebilmesi amaçlarına hizmet etmektedir (Öztek,
2006, s. 40). İflâsın ertelenmesi kurumu öncellikle şirkete ilişkin menfaatlere hizmet etmekte
ve şirket durumunun ıslahını amaçlamaktadır.
İflâsın ertelenmesinin en baştaki amacı şirket aktifinin muhafaza edilmesidir.
Dolayısıyla bu açıdan bakıldığında şirket aktifleri muhafaza edilirken; iyileştirme, konkordato,
borçların uzlaşma suretiyle yeniden yapılandırılması ve iflâs hususlarından birisine ulaşılması
sağlanmalıdır (Öztek, 2006, s.44).
İflâsın ertelenmesi talebinde bulunan şirketin bu talebinin kabul edilebilmesi için borca
batık olması ve kurtarılmasının mümkün olması gerekmektedir. Yargıtay 19. Hukuk
Dairesi’nin 17.03.2005 tarih ve 12566/2791 E.K no.lu kararında; “İflâsın ertelenmesine karar
verilebilmesi için erteleme talebinde bulunan sermaye şirketi veya kooperatifin borcu batık
durumda olması, mali durumun iyileştirilmesi ümidinin bulunması ve fevkalade mühletten
yararlanılmamış olması gerekir.” denilmiştir. Yine Yarg. bu konudaki bir başka kararında;
“Erteleme talebi TTK’nın 324/2. Maddesine göre borca batıklık bildirimi anlamındadır. Bu
nedenlerle mahkemenin öncelikle şirketin borca batık durumda olup olmadığını tespit etmesi,
borca batık durumda ise ıslahın bulunup bulunmadığını incelemesi gerekir.” denilmektedir.
Bu makalenin amacı “İflâsın Ertelenmesi” müessesesine ilişkin şekli ve maddi şartlara,
iflâs erteleme kararının etkilerine genel olarak değindikten sonra iflâsın ertelenmesine ilişkin
olarak uygulamada yaşanan sorunlar ile bunların çözüm önerilerine yer vermeye çalışmaktır.

2. İflâs Ertelemesinin Şekli Şartları

İflâsın ertelenmesi kurumu hem borçluyu hem de alacaklıları korumayı amaçlamaktadır.
Öte yandan; hem borçlunun hem alacaklıların yararına olmayacaksa iflâsın ertelenmesinin
bir anlamı olmayacaktır. Borçlu için iflâsın ertelenmesi, iflâsına hükmedilmiş olmasından
daha iyi bir sonuç doğurmalıdır ki asıl amaca ulaşılabilmiş olsun (Balcı, 2005; 240).

2.1. İflâs Erteleme Talebi

İflâsın ertelenmesi şirketin iflâs etmeden önce kurtulabileceği varsayımıyla hareket
eden ve bazı şartların oluşması durumunda şirkete tanınan son bir fırsat niteliğindedir.
Bilindiği üzere ekonomik sistemin sağlığı ve hayatiyeti, içerisinde bulunan kurumların sağlıklı
bir şekilde hayatını idame ettirmesi ve piyasa aktörlerinin birbirlerine olan yükümlülüklerine
ne kadar riayet ettikleri ile doğrudan ilişkilidir.
İİK’nun 179’ncu maddesi uyarınca, bir sermaye şirketi veya kooperatif hakkında
şartların varlığı halinde verilecek iflâs kararının ertelenmesi için her şeyden önce
mahkemeden bu yönde bir talepte bulunulması gerekmektedir (Toraman, 2007, s.49) Borca
batık durumda olan şirketin iflâs erteleme talebini bu konudaki yetkili ticaret mahkemesine
yapması gerekmektedir (Poroy, Tekinalp ve Çamoğlu, 1995, s.722). İflâs davası ile birlikte
borçlunun muamele merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden iflâsın
ertelenmesine karar vermesi istenmelidir (Çavdar ve Biçkin, 2006, s. 81).
Aktiflerin satış değeri üzerinden hazırlanacak bir ara bilanço ile şirketin borca batıklık
durumu tespit edilir. Borca batıklık bilançosu denilen bu bilanço, aktife mevcut mallar ve
alacaklar, pasife ise gerçek şirket borçları yazılarak oluşturulur (Pekcanıtez, vd., 2005, s.
324). İİK’nun 179’uncu maddesi uyarınca iflâs ertelemeden yararlanmak isteyen şirketi idare
ve temsil ile vazifelendirilmiş kimselerin ya da alacaklılardan birinin, şirketin mali durumunun
iyileştirilmesinin mümkün olduğuna dair bir iyileştirme projesini mahkemeye sunarak iflâs
erteleme talebinde bulunması gerekmektedir (Pekcanıtez, 2005, s.324). Söz konusu şirket
tarafından yapılan talebi inceleyen mahkeme, şirketin iflâsına, karar verilmesine yer
olmadığına ya da davanın reddine karar verebileceği gibi yapılan inceleme ve araştırma
sonucunda iflâs erteleme kararı da çıkabilecektir (Kuru, 2004, s. 997).

2.2. Bilançonun Mahkemeye Verilmesi

Şirketin iflâsın ertelenmesine ilişkin talebiyle birlikte borca batıklık bilançosunun da
mahkemeye verilmesi gerekmektedir (Kuru, 2004, s.997). Söz konusu bilançoda mal varlığı
değerlerinin satış değerlerinin esas alınması, sunulan bilançoda şirketin tüm aktif ve
pasiflerin yer alması ve aktiflerin paraya çevrilme değerlerinin yer alması gerekmektedir
(Üstündağ, 2005, s. 20). Zira borca batıklık bilançosunun şirketin gerçek mal varlığı değerini
yansıtması gerekir. Bu bakımdan borca batıklık halinin tespiti için, tüm aktiflerin piyasadaki
satış esnasında gerçekleşebilecek fiyattan (rayiç değer) bilançoya aktarılması önemlidir
(Pekcanıtez, vd., 2005, s. 327). Bu noktada önemli olan husus, açılan iflâs davasında borca
batık durumda olan şirket ortaklarının sundukları iyileştirme projesi ile erteleme talep etmeleri
halinde mahkeme iflâsa karar vermeden evvel erteleme talebini inceleyerek bu konuda bir
karar vermesi hususudur (Pekcanıtez, 1991, s. 48).
Paraya çevirme değeri, şirketin elde etmeyi amaçladığı değer değil, piyasada satış
sırasında gerçekleşebilecek olan fiyattır. Borca batıklık bilançosu düzenlenirken tespit
edilecek fiyat, piyasada cari fiyatı bulunan mallar dışındaki aktifler için geniş ölçüde yönetim
kurulunun takdirine kalmıştır. Özellikle kullanılmış makine, işletme mefruşatı, taşınır ve
taşınmaz malların fiyatı çok kere tamamen tahmini olacaktır. Birlikte bir bütün oluşturan ve
ancak bu şekilde fonksiyon görebilecek olan malvarlığı parçaları, birbirinden ayrıldıkları
takdirde daha aşağı bir fiyata satılacaktır. Onun için malların satış fiyatı tespit edilirken bu
husus da dikkate alınmalıdır (Öztek, 2006, s. 50).
Borca batıklık bilançosunda, yıllık bilançoda ayrılan gizli yedek akçeler mutlaka
çözülmelidir. Borca batıklık bilançosunda, tek başına satılma imkanı bulunmayan gayrı maddi
malvarlığı değerleri yer almaz. Örneğin, işletme değerinin aktifleştirilmesi mümkün değildir.
Borca batıklık bilançosunda yer alacak pasifler ise şirketin gerçek borçlarıdır. Bu borçların
muaccel olup olmaması önemli değildir (Atalay, 1996, s.60). Borca batıklık bilançosunda yer
alacak pasifler arasında şirketin gerçek borçlarının yanı sıra şirketin ortaklarına olan
borçlarına da özel önem atfedilmesi gerekmektedir. Özellikle mahkeme tarafından sermaye
artırımına dair verilmiş olan ara kararlar, ortakların alacaklarından vazgeçmek şeklinde
yerine getirilmeye çalışılmaktadır.
İflâsın ertelenmesi talebiyle birlikte yönetim kurulu kararı, bu karara dayanarak iflâsın
ertelenmesi talebinde bulunanların şirketi temsil ve ilzama yetkili kılındıklarını tevsik eden
yönetim kurulu kararı ve imza sirkülerinin de mahkemeye sunulması gerekmektedir.

2.3. Borca Batıklık Bildirimi

TTK’nun 376’ıncı maddesi uyarınca, son yıllık bilançodan, sermaye ile kanuni yedek
akçeler toplamının yarısının zarar sebebiyle karşılıksız kaldığı anlaşılırsa, yönetim kurulu,
genel kurulu hemen toplantıya çağırır ve bu genel kurula uygun gördüğü iyileştirici önlemleri
sunar.
Her ne kadar mülga TTK’nun 324’ncü maddesinde borca batıklık ile birlikte iflasın da
talep edilmesi zorunluluğunun bulunmadığı belirtilmiş olmasına rağmen; mer’i 6102 sayılı
TTK’nın 376’ncı maddesi gereğince; bilançodan aktiflerin, şirket alacaklılarının alacaklarını
karşılamaya yetmediğinin anlaşılması hâlinde, yönetim kurulu, bu durumu şirket merkezinin
bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesine bildirir ve şirketin iflasını ister. Borca batıklık
halinde şirket iflasının talep edilmesi zorunludur.
Öte yandan makalenin bu kısmında TTK’nun 376’ncı maddesinin 3’ncü fıkrasında yer
alan istisnadan da bahsedilmesi uygun olacaktır. Buna göre; iflas kararının verilmesinden
önce, şirketin açığını karşılayacak ve borca batık durumunu ortadan kaldıracak tutardaki
şirket borçlarının alacaklıları, alacaklarının sırasının diğer tüm alacaklıların sırasından
sonraki sıraya konulmasını yazılı olarak kabul etmiş ve bu beyanın veya sözleşmenin
yerindeliği, gerçekliği ve geçerliliği, yönetim kurulu tarafından iflas isteminin bildirileceği
mahkemece atanan bilirkişilerce doğrulanmış olması halinde şirketin iflasına karar verilmesi
söz konusu olmayacaktır. Aksi hâlde mahkemeye bilirkişi incelemesi için yapılmış başvuru,
iflas bildirimi olarak kabul olunacaktır.
İflâsın ertelenmesi, anonim şirketin borca batık hale gelmesi üzerine zorunlu olarak
doğrudan iflâsını istenmesini öngören hükmün ayrık bir düzenlemesi niteliğinde olduğu için,
ancak borca batıklık halinin söz konusu olması durumunda başvurulan yollardan biridir
(Franko, 1990, s. 405-418).

2.4. Masrafların Peşin Verilmesi

Mahkeme tarafından, iflâsın ertelenmesi kararının verilebilmesi için, iflâsın ertelenmesi
talebi üzerine alınacak tedbirlerin uygulanması için gerekli olan masraflar, kayyıma verilecek
ücret avansı ve ilan masraflarının peşin olarak mahkeme veznesine depo edilmesi
gerekmektedir. Masrafların verilmemesi veya borçlunun zaten masrafları veremeyecek
durumda olması halinde, borçlu hakkında iflâs kararı verilmesi gündeme gelebilecektir.
İflâsın ertelenmesini isteyen alacaklı veya şirket, gereken masrafları peşin olarak
mahkeme veznesine yatırmadıkça mahkemece iflâs erteleme kararı verilemeyecektir
(Pekcanıtez, 1991, s. 334).
Öte yandan Yargıtay 23. HD. 2014/3784 E. 2014/3888 K. 20.05.2014 tarihli kararı
gereğince; ”İflas müessesesinin kamu düzeninden olması sebebiyle iflas avansı,
HMK’nın 120. maddesinde düzenlenen ve dava şartı olan gider avansı olmayıp,
tamamlatılabilir. Kesin süreye uyulmaması halinde, HMK’nın 325. maddesi uyarınca işlem
yapılarak gerekli masrafların karşılanması gerekir.” denilmiştir.

2.5. İyileştirme Projesinin Mahkemeye Verilmesi

İflâsın ertelenmesi talebiyle birlikte mahkemeye bir iyileştirilme projesi sunulması
gerekmektedir. İyileştirme Projesini, “şirketin içinde bulunduğu mali durumdan, borca batıklık
halinden hangi yöntemleri kullanarak kurtulabileceğini açıklayan bir proje olarak tanımlamak
mümkündür” (Atalay, 2004, s.57). Söz konusu projede; öngörülen kurtarma tedbirleri, borca
batıklığı ortadan kaldırmak için gerekli olan süre, işletmenin durumunun iyileştirilmesini
sağlaması beklenen dış faktörler, finansman kaynakları gibi makul, ciddi ve objektif kriterlerin
yer alması gerekmektedir (Türk, 1999, s.323). Zira şirketin iflâstan kurtulmasını sağlaması
yönüyle şirket için bir şans niteliği taşıyan bu uygulamada şirketin mevcut durumdan bir an
evvel kurtulmasını öngören bir iyileştirme projesinin hazırlanmış olması alacaklıların
haklarının korunması açısından da büyük bir öneme haizdir. Belirsiz nitelikteki emareler
iflâsın ertelenmesine karar verilmesi için yeterli olmayıp kendisine sunulan projeyi ciddi ve
inandırıcı bulan mahkeme bu kararı verecektir.
Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 14.07.2005 tarih ve 4782/7979 E.K. no.lu kararına göre
iyileştirme projesinde belirtilen tedbirlerin şirketin mali durumunu iyileştirmeye elverişli olup
olmadığının tespiti, özel ve teknik bilgiyi gerektirdiğinden erteleme talebini inceleyen
mahkemenin bu konuda bilirkişi incelemesi yaptırması gerekmektedir.
Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 04.11.2015 tarih ve 2015/7052 E.K. no.lu kararına göre
yerel mahkemenin; “Mahkemece, iddia, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre; davacı
şirketin dosyaya ibraz etmiş olduğu iyileştirme projesinin yeterli olmadığı, bu anlamda
projenin ciddi ve inandırıcı bulunmadığının, bilirkişi ve kayyum raporları ile sabit olduğu,
ayrıca şirket ortaklarının iyileştirme projesinde taahhüt etmiş oldukları sermaye artışının
tamamını yerine getirmedikleri gibi bankaya yatırmış oldukları sermaye artışına dair tutarıda
kısa sürede bankadan çektiklerinin anlaşılması karşısında davacı şirketin iflâs
erteleme talebinde samimi olmadığı gerekçesiyle, davacı şirketin borca batık durumda
olduğu gözetilerek iflas erteleme talebinin reddi ile iflasına karar verilmiştir.” kararı
onanmıştır. Yargıtay, yerel mahkemenin, iyileştirme projesini gerçekçi bulmaması ve
ortakların sermaye taahhüdüne riayet etmemesi kararını yerinde bularak şirketin iflâsına
karar vermiştir.
TTK’nın 377’nci maddesine göre, şirketin yönetim kurulu veya herhangi bir alacaklı yeni
nakit sermaye konulması dâhil nesnel ve gerçek kaynakları ve önlemleri gösteren bir
iyileştirme projesini mahkemeye sunarak iflasın ertelenmesini isteyebilecektir. Bu noktada
iyileştirme projesinin şirkete ait faaliyetlerin uzun vadede devam edeceğini gösteren
parametreleri de içermesi, objektif olması, şirketin içinde bulunduğu darboğazdan çıkacağına
inandırması gerekmektedir. Dolayısıyla kararlaştırılan iyileştirme tedbirlerini ve rıza gösterilen
çabaların gerçekliğini ispat etmeye hukuken elverişli belgelerin iyileştirme projesine
eklenmesi lazımdır.
Bazı durumlarda tam bir iyileştirme projesinin düzenlenmesi borca batıklık bildiriminin
gerektirdiği ivedilik nedeniyle tam olarak gerçekleşemeyebilir. İsviçre’de bu zorluğun,
iyileştirme projesinin hazırlanmasına imkan verecek kısa bir erteleme süresinin verilmesi
suretiyle aşılması yoluna gidilebilmektedir. Diğer taraftan, yine İsviçre’de, iyileştirme
projesinin duruşmada ibraz edilmesi de mümkün kılınmıştır (Chaudet, 2001, s.320-321).
Eğer iyileştirme projesi pay sahiplerinin veya şirket alacaklılarının bazı tavizler vermelerini
gerektiyorsa, hakimin söz konusu durumun muhtemel görünüp görünmediğini incelemesi
lazımdır. Bu bağlamda pay sahiplerinin veya alacaklıların iflâsın ertelenmesine karar
verildikten sonra vazgeçemeyecekleri hukuki yönden bağlayıcı taahhütlerin yer alması
gerekmektedir.

2.6. Fevkalade Mühletten Yararlanılmamış Olması

Fevkalade mühlet, Bakanlar Kurulu’nca belirlenen bölgelerde, deprem, sel, felaket
iktisadi buhran ve sair sebepler gibi mücbir sebepler nedeniyle, kusuru olmaksızın temerrüt
haline düşen borçlulara borçlarını ödeyebilmesi amacıyla en çok 6 ay süre verilmesi hali
olarak bilinmektedir. İİK’nun 329/a maddesinde sermaye şirketi veya kooperatif fevkalade
mühlet elde ettiği takdirde, mühletin bitiminden itibaren bir yıl süre içinde iflâsın
ertelenmesinden yararlanamayacağı düzenlenmiştir.
Öte yandan fevkalade mühletten yararlanılmamış olma koşulunun iflasın ertelenmesi
kurumunun amacı ile bağdaşmadığı; zira fevkalade mühletin şirketin borca batık olup
olmadığı ile ilgili bir husus olmadığı, Bakanlar Kurulu kararının kapsamına giren borçlulara
tanınan bir imkan olduğu ileri sürülmektedir (Uyar, 2014, s. 3712).

3. İflâs Ertelemesinin Maddi Şartları

3.1. Borca Batıklık

İflâsın ertelenmesi kararı verilebilmesi için öncelikle, şirketin borca batık olduğunun
tespit edilmiş olması gerekir. Şirket borca batıklık bildirimi ile iflâsın ertelenmesini talep
etmesi esnasında, aktiflerinin satış değerleri üzerinden hazırlayacağı ara bilançosunu
mahkemeye verecek, bu bilanço iflâsın ertelenmesi talebinin incelenmesi sırasında da göz
önünde bulundurulacaktır. Erteleme talebinde bulunan şirketin borca batık durumda olup
olmadığını belirlemek için bilirkişi incelemesi yapılması gerekmektedir. İflâsın ertelenmesi
bakımından önemli olan bir diğer husus ise borca batıklığın muhtemel bir iyileştirmeyi
imkânsız kılacak kadar vahim olmamasıdır.
Bu kapsamda borca batık olmayan bir sermaye şirketi veya kooperatif iflâs erteleme
talebinde bulunamayacaktır. Kanun koyucu da borca batıklık terimi yerine şirket aktiflerinin
alacaklıların alacaklarını karşılamaya yetmemesi (TTK m. 376) veya şirketin borçlarının
mevcut ve alacaklarından fazla olması (İİK m. 179), şirket borçlarının şirket mevcudundan
fazla olması (TTK m. 542/c) ifadelerini kullanmıştır.
Bu çerçevede, TTK’nun 376/3 maddesi uyarınca ortaklığın aciz halinde olduğunu
gösteren unsurlar gerçekleşmiş ise yönetim kurulu aktiflerin satış fiyatları üzerinden bir ara
bilânço düzenlemek zorundadır. Pek tabi ki borca batıklık şüphesi uyandıran emarelerin
somut olayın şartlarına göre farklılık göstermesinden daha doğal bir şey olamayacaktır.
Ancak genel bir ifadeyle borca batıklık şüphesi, borçların tamamının ödenemeyeceği
hususundaki herhangi bir tereddüt veya bir olay ile belirgin hale gelecektir.
Burada öncelikli olarak hangi bilânçonun borca batıklığın göstergesi olarak dikkate
alınmasının belirlenmesidir. Bu bilanço yılsonu bilânçosu olabileceği gibi ara bilânço da
olabilecektir. Hazırlanacak bilânço, şirketin gerçek malvarlığını ve gerçek borçlarını tespit
eden malvarlığı bilânçosu olup bilânçonun aktif tarafında şirketin gerçek mevcudu piyasadaki
rayiç fiyatlar esas alınarak düzenlenir (Balcı, 2005, s. 251).
Bununla birlikte borca batıklık bilânçosunun aktifinde yer alan unsurların
değerlendirilmesi esnasında şirkete ait bazı malların (fabrika binası ve içerisinde yer alan
makineler) teker teker mi yoksa bir bütün olarak mı satılacağı konusu büyük önem
kazanmaktadır. Böyle bir durumla karşılaşılması halinde bir bütün teşkil eden ve mütemmim
cüz veya bu şekilde fonksiyon icra edebilecek olan unsurların, birbirinden ayrılmaları halinde
daha düşük bir fiyatla satılmaları gündeme gelebilecektir. Bu durum iflâs erteleme
müessesesinin ruhuna aykırı olacağından ve borçlu aleyhine doğuracağı durumlar nedeniyle,
bu tür nitelik arz eden durumlar olması halinde bu malvarlıklarının birlikte satışa
çıkarılmasının daha uygun olacağı düşünülmektedir. Bunun yanı sıra borca batıklık bilânçosu
içerisinde bu malvarlıklarının rayiç fiyatlara göre değerlemesi yapılırken yukarıda bahsedilen
durumlara uyulması daha gerçekçi bir bilânçonun ortaya konulmasını sağlayacaktır.
Bilançonun pasif tarafında yer alan borçlar açısından, sadece muaccel borçlar değil,
ortaklığa ait tüm borçların yer alması önem arz etmektedir. Zira burada yapılan bilanço
tespitindeki temel nedenlerden biri de, bilânçonun düzenlendiği tarihteki bütün borçların
ödenmesi gerekseydi malvarlığının buna yetip yetmediğini ölçmeyi amaçlamasıdır. Borca
batık durumda olan bir şirketin sadece iflâsının ertelenmesi tek başına istenemeyecek, bu
talep, iflâs talebi ile birlikte mahkemeye bildirilecektir. İflâsın ertelenmesi bakımından önemli
olan, borca batıklığın muhtemel bir iyileştirmeyi imkansız kılacak kadar vahim olmamasıdır

3.2. İyileştirmenin Mümkün Olması

İflâs ertelemesi talep eden şirketin, mahkemeye mali durumunun iyileştirilmesinin
mümkün olduğu konusunda bir kanaate varabilmesi için iyileştirme projesi sunması
gerekmektedir. Projenin mahkemeye sunulmuş olması şekil şartı niteliğinde iken projedeki
iyileştirme tedbirleri ve bu tedbirlerin mali durumu nasıl düzelteceğine ilişkin bilgiler ve
belgeler ise maddi şartlardandır. Bu noktada TTK 377’nci madde de yeni sermaye ilavesi de
dahil olmak üzere nesnel ve gerçek kaynaklara vurgu yapmış ve önlemlerin bu kapsamda
olması gerektiğine vurgu yapmıştır.
Mali durumun iyileştirilmesi projesi somut vakalara dayanmalıdır. Belirsiz nitelikteki
ifadeler, iflâsın ertelenmesi için yeterli değildir. Bu projelerin ciddi ve inandırıcı olup
olmadığının tespiti, özel ve teknik bilgiyi gerektirdiğinden, mahkeme bu konuda bilirkişi
incelemesi yaptırır. Bilirkişi, mahkemeye sunulan borca batıklık bilançosundaki, aktif ve
pasiflerin analizini yapmakla kalmaz, dinamik bir bilanço analizi yaparak, bir nakit akış
tablosu çıkarıp, projenin eldeki verilerle, gelecekte mali durumu iyileştirmeye uygun olup
olmadığını belirler. Mali durumun iyileştirilmesinin mümkün olmadığı kanaatine varılırsa,
erteleme kararı kaldırılarak, şirketin iflâsına karar verilebilir.
Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 23.10.2015 tarih ve 2014/8221 E. no.lu kararı ile;
“Mahkemece, iddia, benimsenen bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davacının kısmen
mali durumu iyileşse de borca batıklık durumunun gerilemediği, şirket işlerini yürüten Ö…
ölümü ile iyileştirme projesinin uygulanabilirliğinin ortadan kalktığı gerekçesiyle,
davacının iflasına karar verilmiştir.” iyileştirme projesinden beklenen amacın
gerçekleşemeyeceğinin anlaşıldığı ifade edilerek şirketin iflâsına karar verilmiştir.
Yine aynı Daire’nin 22.10.2015 tarih ve 2014/6756 E. no.lu kararında ise; “Mahkemece,
bilirkişi kurulundan ve kayyımdan raporlar alınmış ve yapılan yargılama sonunda; davacı
şirketin iflas erteleme talebinde bulunduktan sonra 300.000,00 TL sermaye artırımı yaptığı,
şirket borçlarının bir kısmının ödendiği ve borç tasfiye sözleşmeleri yaptığı, halen şirketin faal
durumda olduğu gerekçesiyle, davanın kabulü ile şirketin iflasının bir yıl süreyle
ertelenmesine karar verilmiştir.”

3.3. Alacaklıların Haklarının Korunması

İflâsın ertelenmesi halinde alacaklıların menfaatleri, şirket menfaatleri ile eşit bir şekilde
değerlendirmeye tabi tutulmalıdır (Çavdar/Biçkin, 2006, s. 99). İflâs ertelemesi kararı ile
alacaklıların uğrayacakları zarar, derhal iflâs kararı verilmesi halinde uğranılacak zarardan
daha az olacak ise ertelemeye karar verilir.
Sonuç olarak yukarıda anlatılan bilgiler ışığında iflâsın ertelenmesi müessesesini;
“Borca batık durumu gerçekleşen sermaye şirketlerinin Mahkemeye sunulan inandırıcı
iyileştirme projesi çerçevesinde Mahkeme tarafından atanacak bir kayyım nezaretinde ve
belli bir süre içerisinde mali durumlarının düzeltilerek İflâstan kurtulmaları için öngörülen
hukuki bir müessesedir.” şeklinde özetlemek mümkün olacaktır.
Anlaşılacağı üzere iflâsın ertelenmesi sürecinin dinamik bir süreç olduğu, bu bakımdan
şirketin borca batıklığı ile iyileşme durumunun sürekli değişiklik arz eden durumlar olduğu,
dava ve keşif tarihi itibarıyla mevcut olan borca batıklık ve iyileşme ihtimalinin karar
aşamasına kadar geçen süreçte değişiklik arz edebileceği görülmektedir. Mesela bu süreçte;
borçların bir kısmının ödenmesi, bazı işlemler nedeniyle veya faizler sebebiyle borçların daha
da artması, piyasa şartları ve/veya ekonomik konjonktür nedeniyle aktif-pasif uyumunda bir
kısım değişikliklerin olması muhtemeldir. Dava ve karar tarihi arasındaki bu gelişmeler de
dikkate alınmalı, şirket hakkında iflâs yahut iflâsın ertelenmesi kararı verilmelidir. Ayrıca
Yargıtay’ın konuya ilişkin kararlarında borca batıklık hususunun tespiti açısından dava
tarihinden sonraki gelişmelerin de dikkate alınması gerektiği anlaşılmaktadır (Kayar, 2009, s.
19-45).
Öte yandan iflâsın ertelenmesi talebinin reddi ya da erteleme süresinde iyileşmenin
mümkün olmadığının kayyım raporları ile ortaya konulması ve mahkemenin görüşünün de bu
doğrultuda olması halinde iflâs erteleme kararı kaldırılacak ve şirketin iflâsına karar
verilecektir. Bununla birlikte alacaklıların haklarının korunması amacıyla borçludan
alacaklıların listesi ve adreslerinin gösterilmesinin sağlanması hatta alacaklılara tebligat
yapılmasa bile ilan yoluyla onlara haber verip itirazlarını getirebilmesinin sağlanması
gerekmektedir.

4. İflâs Erteleme Kararının Etkileri

İİK’nun 179/b maddesinde; “erteleme kararı üzerine borçlu aleyhine 6183 sayılı
Kanuna göre yapılan takipler de dahil olmak üzere hiçbir takip yapılamaz ve evvelce
başlamış takipler durur; bir takip muamelesiyle kesilebilen zamanaşımı ve hak düşürücü
müddetler işlemez. Erteleme sırasında taşınır, taşınmaz veya ticari işletme rehniyle temin
edilmiş alacaklar nedeniyle rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip başlatılabilir veya başlamış
olan takiplere devam edilebilir; Ancak bu takip nedeniyle muhafaza tedbirleri alınmaz ve
rehinli malın satışı gerçekleştirilemez. Bu durumda, erteleme süresince işleyecek olup,
mevcut rehinle karşılanamayacak faizler teminatlandırılmak zorundadır.
206’ncı maddenin birinci sırasında yazılı alacaklar için haciz yoluyla takip yapılabilir.”
hükmüne yer verilmiştir.
Buna göre, iflasın ertelenmesi kararının verilmesinden sonra borçlu aleyhine 6183
sayılı Kanuna göre yapılan takipler de dahil olmak üzere hiçbir takibin yapılamayacağı,
öncesinde başlamış bir takip varsa, başlayan takiplerin duracağı anlaşılmaktadır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 28.09.2012 tarih ve 2012/6-238-2012/635 sayılı kararı
ile iflasın ertelenmesi kararının davalara etkisinden söz edilmemiştir. Bu durum karşısında;
iflasın ertelenmesi üzerine borçlu hakkında “hiçbir takip yapılamaz ve evvelce başlamış
takipler durur” ise de, iflasın ertelenmesinden önce yapılan (veya tedbiren durdurulan)
takiplere ilişkin olarak açılan iflas davası dışındaki, itirazın iptali, borçtan kurtulma gibi
takiplere ilişkin davalara, dava bir takip işlemi olmadığından erteleme süresi içinde devam
edilebileceği, ancak bu davalar sonucunda verilen ilama dayanarak takip yapılamayacağı
konusunda doktrinde bir görüş bulunduğu gibi (Pekcanıtez; 2005, 344), (Atalay, 2007, 152),
benzer konuda Yargıtay kararları da bulunmaktadır. (Yarg. 19.H.D. 26.01.2010 gün ve
2009/2694-2010/552; Yarg. 15.H.D. 25.02.2008 gün ve 2007/4752-2008/1114)].
Yukarıda açıklanan kanun hükmü çerçevesinde, iflasın ertelenmesi kararının
verilmesinden sonra borçlu aleyhine 6183 sayılı Kanuna göre yapılan takipler de dahil olmak
üzere hiçbir takibin yapılamayacağı, öncesinde başlamış bir takip varsa, başlayan takiplerin
duracağı, iflasın ertelenmesi veya tedbir kararının verilmesinden önce başlatılan takip
nedeniyle açılan itirazın kaldırılması, itirazın iptali ya da menfi tespit davalarına iflasın
ertelenmesi (ya da tedbir) kararının etki etmeyeceği ancak, açılan bu davaların sonunda
verilen ilamların infazını engelleyeceği anlaşılmaktadır. Öte yandan iflasın ertelenmesi ya da
takip yapılmaması yönünde verilen tedbir kararından sonra yapılan takip nedeniyle itirazın
iptali ya da itirazın kaldırılmasının istenmesi durumunda ise, davanın reddine karar verilmesi
gerekecektir.
TTK’nun 376’ncı maddesi uyarınca, şirketin borca batık durumda bulunduğu şüphesini
uyandıran işaretler varsa, ara bilanço çıkartılır ve bu bilançoya göre aktifler, şirket
alacaklılarının alacaklarını karşılamaya yetmez ise yönetim kurulu, bu durumu şirket
merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesine bildirir ve şirketin iflasını ister. Ancak,
iflas kararından önce, şirketin açığını karşılayacak ve borca batık durumunu ortadan
kaldıracak tutardaki şirket borçlarının alacaklıları, alacaklarının sırasının diğer tüm
alacaklıların sırasından sonraki sıraya konulmasını yazılı olarak kabul etmiş ve bu beyanın
veya sözleşmenin yerindeliği, gerçekliği ve geçerliliği, yönetim kurulu tarafından iflas
isteminin bildirileceği mahkemece atanan bilirkişilerce doğrulanmış olursa buna gerek
olmayacaktır. Aksi takdirde mahkemeye bilirkişi incelemesi için yapılmış başvuru, iflas
bildirimi olarak kabul olunacaktır.
İİK’nun 179/b maddesi gereğince mahkeme tarafından iflâsın ertelenmesi kararı azami
bir yıl için verilmektedir. Bu süre kayyımın verdiği raporlar dikkate alınarak mahkemece
uygun görülecek süreler ile uzatılabilir; ancak uzatma sürelerinin toplamı dört yılı
geçemeyecektir. İflâsın ertelenmesi kararı, İİK’nun 166’ncı maddesindeki usule göre, en
yüksek tirajlı beş gazeteden tirajı 50.000 in üzerinde olan ve yurt düzeyinde dağıtımı yapılan
gazetelerden biri ile ilan edilir ve gerekli yerlere de bildirim yapılır. İflâs talebi üzerine, bildirim
yapılan yerlere iflâs ertelemesinde de bildirim yapılır. Burada amaç borçlunun mali
durumunda bir iyileşme ümidi varsa bu durumdan alacaklıları haberdar etmek olup ilan ve
bildirimlerin yapılması kanuni bir zorunluluktur.
İİK’nun 179/b maddesinin 4’ncü fıkrasına göre, erteleme süresinin azami bir yıl olup,
buna bağlı olarak verilen uzatma süreleri de bir yılı geçememektedir. Uzatma süreleri
ilk erteleme süresinin sonundan başlamaktadır. Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 23.10.2015
tarih ve 2015/3352 E. no.lu kararına göre; “iflâsın ertelenmesine ilişkin olarak davacıların
açtığı davada 28.04.2010 tarihinde verilen kararla, davacıların iflaslarının bir yıl süre ile
ertelenmesine karar verildiği, bu kararın yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay 19.
Hukuk Dairesi ve dairemizce bozulması nedeniyle henüz kesinleşmediği anlaşılmaktadır. Bu
durumda, ilk erteleme kararından sonra erteleme sürelerinde boşluk bulunmaması açısından
davacı tarafından ilk erteleme süresinin sonundan itibaren uzatma talepli iş bu davanın
açılmasında hukuki yarar bulunmasına rağmen aksi düşüncelerle yazılı şekilde karar
verilmesi doğru görülmemiştir.” denilerek uzatma süreleri arasındaki sürenin daha da
uzaması engellenmiştir.

5. Uygulamada Yaşanan Sorunlar ve Çözüm Önerileri

Özellikle 2009 yılı ve sonrasında birçok şirket tarafından yoğun olarak tercih edilen bu
müessese ile ilgili olarak banka ve mali kuruluşlar iflâsın ertelenmesinden zarar gördüklerini,
müessesenin kötüye kullanıldığını iddia ederek borca batıklık ve iyileştirme projesi ile ilgili
hususların kaldırılmasını veya zorlaştırılmasını talep ederken, şirketler ise iflâsın
ertelenmesinin daha da kolay olmasını, hiç olmazsa mevcut durumun sürdürülmesini talep
etmektedirler.
Alacaklıların durumunun daha da kötüleşmemesi kaydıyla, iflâsı ertelenen şirketlerin
çok az bir kısmı dahi kurtulsa bunun bir başarı olabileceğinden bahsetmek mümkün
olacaktır. Dolayısıyla bu müesseseyi tamamen kaldırmak veya zorlaştırmak yerine aksayan
yönlerinin düzeltilmesinde fayda olabileceği düşünülmektedir. Zira yukarıda genel hatlarıyla
anlatmaya çalıştığımız üzere bu imkandan faydalanılmasının borçlu açısından birçok avantajı
bulunmaktadır.
İzleyen kısımda ise sistemin aksayan yönlerine değinilecek ve çözüm önerileri
getirilmeye çalışılmıştır. Çözüm önerilerinin makalenin ilgili yerlerinde yer almasını düşünmüş
olsak da okuyucunun tüm sorunları ve çözüm önerilerini topluca görme arzusunda
olabileceği düşüncesiyle bir arada vermeyi uygun bulduk.

1. İflâsın ertelenmesi davalarında, mahkemelerce öncelikle şirketin borca batık olduğunun
ve iflâsın ertelenmesi talebinin dayanağını teşkil eden ciddi ve inandırıcı bir iyileştirme
raporunun sunulmuş olduğunun tespiti büyük önem arz etmektedir. İşte tam da bu
noktada, iyileştirme projelerinin bu konuda lisans verilecek bağımsız denetim şirketlerinin
onayına tabi tutulmasının, kayyım ve bilirkişilerin de bu şirketlerden seçilmesinin
mahkemelerce yapılacak değerlendirmelerin daha sağlıklı olmasını sağlayabileceği,
şirketin gerçekte var olan mevcut mali durumunun, denetim kuruluşları tarafından tespit
edilmesi halinde alacaklı ile borçlunun menfaatlerinin dengelenebileceği aşikârdır.

2. İflâs erteleme talep eden firmaya atanacak kayyımların uygulamadaki gibi hep benzer
kişilerden seçilmemesi ve kayyımların firmanın iş kolunda uzman kişilerden seçilmesi ve
uzman kişilere ilişkin bir listenin ilgili Bakanlıkça oluşturulması da bir diğer çözüm
alternatifi olabilecektir.

3. Firmalar adres değişikliği yaparak başka bir mahkemenin yetkisi alanına girme yolunu
tercih etmekte, adres değişikliği ticaret sicil gazetesinde ilan edilmeden dahi ihtiyati tedbir
kararı alabilmektedir. Bu tür durumların engellenmesi amacıyla “İflâs erteleme
davalarının, talepte bulunan firmanın kesintisiz üç yıl faaliyet gösterdiği en son yer asliye
ticaret mahkemelerinde bakılması” yönünde İİK’nda bir düzenleme yapılması bu tür
durumların yaşanmaması açısından bir çözüm olabilecektir.

4. Yukarıdaki önerimiz; uygulamada borca batık durumda olan şirketin sık sık değişen
ekonomik durumuna uygun ikamet değişikliği nedeniyle 3 yıl boyunca aynı yerde faaliyet
göstermesi beklenemeyebileceği, çözüm olarak öngörülen sürenin hakkaniyete uygun
olmak üzere değişkenlik göstermesi yönünden eleştirilebilir. Bu kapsamda burada diğer
bir alternatif olarak son 1 yıl faaliyet gösterilen yer asliye ticaret mahkemesinin yetkili
kabul edilmesi şeklinde de olabilecektir.

5. Borçlu tarafından mahkemeye sunulan bilgi ve belgelerden dava tarihi itibarıyla firmanın
borca batık olmaması veya iyileştirme projesi olarak sunulan hususların ciddi ve
inandırıcı olmaması veya mahkeme heyetini yanıltıcı bilgiler içermesi halinde cezai bir
yaptırımın getirilmesinin kurumun kötü niyetli kullanımını engelleyebileceği
düşünülmektedir. Her ne kadar TTK 377’nci maddesi gereğince şirketin borca batık
olmaması halinde iflas erteleme talebinin reddine ve iyileştirme projesinin ciddi ve
inandırıcı olmaması halinde ise şirketin iflasına dair karar verildiğinden, ayrıca cezai bir
yaptırım uygulanmasına yer olmadığı düşünülse de bu mekanizma sayesinde iflâs
erteleme talebinde bulunan borçluların iyileştirme projesini hazırlarken kullandıkları
gerçek dışı bazı bilgi ve belgelerin gündeme getirilmesinin engellenebileceği
düşünülmektedir.

6. İflâs erteleme talebi neticesinde ihtiyati tedbir kararı verilmesi halinde temyiz nedeni ile
dosya Yargıtay’a gönderildiğinde erteleme süresi dolmasına rağmen dosyanın temyiz
incelemesi devam edebilmekte ve bu durum alacaklıların zararına neden olabilmektedir.
Bu noktada “İflâs erteleme talebine ilişkin temyiz incelemelerinin Yargıtay tarafından
öncelikli olarak ele alınmasına” ilişkin bir düzenleme yapılmasının uygun olacağı
düşünülmektedir.

7. Uygulamada iflâsın ertelenmesi talebi mahkemeler daha erteleme talebinin başında hatta
tensiple erteleme tedbirlerine özellikle ihtiyati tedbir kararlarına hükmetmektedir. Bu
hususta erteleme kararı verilmeden hiçbir hal ve koşulda ihtiyati tedbir kararı
verilemeyeceğine dair maddede açık düzenleme yapılması ya da tedbir kararının, en
erken ilk celsede alacaklıların katılımı ile alacaklıların beyanlarını da dikkate almak
suretiyle verilmesinin alacaklıların haklarının korunması açısından dikkate alınabilecektir.
Uygulamada borçlular en hızlı ihtiyati tedbir kararının nereden çıkacağına önem
vermekte, alacaklıların kolayca haber alıp itiraz edemeyeceği bir şehir veya ilçe seçilerek
süreç daha en başından alacaklı aleyhine bir hale bürünebilmektedir. Dolayısıyla
mahkemeler tarafından verilen ihtiyati tedbir kararlarının alacaklıların mağdur edilmemesi
açısından büyük önemi vardır. İflâs erteleme davası, yurt çapında yayın yapan
gazetelerde ve ilgili şirketin internet sitesinde ilan edilebilir. Şirket mizanında görünen ve
şirkette adresi bulunan tüm alacaklılara, mahkeme kanalı ile dava açıldığı bildirilebilir.
Müdahilliğin en geç bilirkişi raporunun verildiği celseye kadar yapılması imkânı
getirilebilir.

8. Uygulamada sıklıkla karşılaşıldığı üzere verilen tedbir kararları bazen erteleme kararının
getirdiği düzenin daha da önüne geçerek maddi hukuka dair hükümler içermekte ve
işlenmiş olan hacizlerin kaldırılması gibi esas karar ile hükmedilemeyecek olan sonuçlara
yönelebilmektedir. Ancak Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında da belirtildiği üzere tedbir
kararı takip hukukuna ilişkin bir karar olduğundan maddi hukuka etki etmesi bozma
sebebidir. Örneğin Mahkeme tarafından temlik-takas hakkının kullanılmayacağına dair
verilecek bir karar hukuka aykırı olacaktır.

9. Kayyımların 3 ayda bir vereceği raporların davaya müdahil olan alacaklılara tebliğ
edilerek görüşlerinin sorulmasına ilişkin bir düzenleme yapılması mevcut durumun daha
sağlıklı şekilde analiz edilebileceğinin bir göstergesi niteliğinde olacağı düşünülmektedir.

10. Yasada iflâs ertelemede verilecek sürenin 4 yılı geçemeyeceği düzenlenmiş olmasına
rağmen; iflâs erteleme talebinin kabul edilmesi halinde de; dava başlangıcında alınan
tedbir kararı ve yargılamanın uzaması, ilk iflâs erteleme talebinin kabulünden sonra arka
arkaya yapılan iflâs erteleme süresinin uzatılması talepleri sebebiyle; nihai çözüme
ulaşılması çok uzun senelere varabilmektedir. Bu kapsamda iflâs ertelemesine ilişkin
(1+4 yıllık) sürenin yeniden gözden geçirilmesinde fayda olduğu düşünülmektedir.

6. Sonuç

İflâsın ertelenmesi müessesesi doğru olarak kurgulandığı takdirde şirketlerin gerek
kendi gerekse ekonomik konjonktür nedeniyle iflâsa sürüklenmelerinden önce bir nevi
köprüden önce son çıkış şansı niteliği arz edecektir. Uygulamada iflâs erteleme fırsatını
kullanmak isteyen birçok kötü niyetli borçlunun öncesinde şirketin içini boşalttığı, ikinci bir
firma üzerinden işlerini yürüttüğü, adres değişikliğine gitmek suretiyle davayı alacaklının çok
zor haberdar olacağı yerlerde açarak mağduriyetlerin artmasına neden olduğu, bilirkişi ve
kayyımların yeterlilikleri ve bağımsızlıkları ile ilgili sorunlar gibi pek çok durumun
yaşanabildiği bilinmektedir.
Öte yandan uygulamadaki sorunlar nedeniyle sistemden sıklıkla şikayet eden
bankalara da bu noktada büyük bir görev düşmektedir. Pratik hayatta sıklıkla rastlanıldığı
üzere bankaların borçlu üzerine takip işlemlerini başlatmaları durumunda, bu firmaya kredi
vermiş olan diğer tüm bankalar aynı anda takip işlemlerine başlamaktadır. Söz konusu
durum yaşaması muhtemel olan iyi niyetli firmaların da iflâsa sürüklenmelerine neden
olabilmektedir. Dolayısıyla bankaların birlikte hareket ederek firmayı yaşatma ve yeni
finansman sağlama konusundaki reflekslerinin artırılması da konunun bir diğer tarafı olarak
göze çarpmaktadır.

Yazının Kaynağı

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.